Yukarı Çık

Genel Cerrahi

Bölüm Doktorlarımız:
Op. Dr. Oral ARALAN
Op.Dr. VEDAT ÖZTÜRK

Genel Cerrahi Bölümü Meme ve Endokrin Cerrahisi (Tiroid, paratiroid, böbrek üstü bezi), Hepatopankreatabilier Cerrahi ( Karaciğer, Safra kesesi ve yolları, pankreas hastalıkları) Gastrointestinal sistem cerrahi (Mide, ince – kalın barsak hastalıkları ve anüs hastalıkları), Laparoskopik Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konularında hizmet sunmaktadır. 

* Endokrin ve Meme Cerrahisi
* Gastrointestinal Sistem Cerrahisi
* Hepatopankreatobilier Cerrahi
* Laparoskopik Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi
* Cerrahi hastalıklar (Mide, barsak, karaciğer, safra kesesi, pankreas, apandist, hemoroid, fistül, guatr, kistler, varis ameliyatları)
* Acil cerrahi
* Travma, kaza yaralanmaları
* Cerrahi onkoloji
* Laporoskopik cerrahi
* Meme hastalıkları ve ameliyatları
* Endoskopi (Gastroskopi ) ( Anestezi altında )
* Kolonoskopi ( Anestezi altında )

Endokrin ve Meme Cerrahisi
Türkiye'de çok görülen ''Guatr '' ( tiroid bezi) Hastalığı ön planda olmak üzere tüm hormonal sistemin , selim ve habis(kanser ) hastalıklarının, cerrahi tedavisini ve tüm meme hastalıklarının tedavisi son sistem teknoloji kullanılarak yapılmaktadır. Hastanemizde ileri sonsuz görüntüleme teknikleri kullanılarak tarama ve takiplerde yapılmaktadır.

Gastrointestinal Sistem Cerrahisi
Tüm kalın barsakların ve anal bölgenin selim hastalıkları (hemoroid, fissür- fistül, abse ) ile habis(kanser) hastalıkları için gerekli cerrahi girişimlerin yapıldığı bu bölümünde , tarama , tanı, takip ve tedavi amaçlı endoskopik işlemlerde yapılmaktadır.

Hepatopankreatobilier Cerrahi
Karaciğer, safra kesesi ve yolları, pankreasın selim ve tümöral hastalıklarının cerrahi tedavisi deneyimli ekibimiz tarafından son sistem teknolojik aletlerle yapılmaktadır.

Laparoskopik Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi
Görüntüleme tekniklerindeki ve cerrahi aletlerinin teknolojik gelişmeleri sonucu küçük kesi alanlarından girilerek batın içerisine müdahale yapmamızı sağlamış olup , laparoskopi ile kısa zamanda hastalıkların tedavisi yapılabilir hale gelinmiştir. Laparoskopi ile safra kesesi hastalıkları , hiatus hernisi (mide fıtığı) kalın ve ince barsak , apandiks hastalıkları , diagnostik amaçlı (tanısal) ve fıtık cerrahileri yapılmaktadır.Bu yöntemlerle hastanın kısa süre hastanede kalması , yara yerinin küçük olması , ağrının daha az olması iş ve güç kaybının aza indirilmesi ve sosyal yaşantıya erken döndürülmesi amaçlanmaktadır.

Genel Cerrahi hangi hastalıklara bakar?
* Cerrahi hastalıklar (Mide,barsak,karaciğer,safra kesesi, pankreas, apandist, hemoroid, fistül, guatr, kistler, varis ameliyatları)
* Acil cerrahi
* Travma, kaza yaralanmaları
* Cerrahi onkoloji
* Laporoskopik cerrahi
* Meme hastalıkları ve ameliyatları
* Endoskopi (Gastroskopi )
* Kolonoskopi

Guatr nedir ?    
     Tiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişlikle kendini belli eden hastalığa "guatr" denir. Guatr, sık görülen fakat tanı konması genellikle uzun süren bir hastalıktır. Oluşturduğu şikayetler genellikle birçok hastalık ile ortak olabildiği için en son düşünülen hastalık haline gelmiştir. Guatr aslında tiroid bezinin büyümesidir. 2 ana guruba ayrılır. Bunlar tiroid bezinin çok çalıştığı Hipertiroidi ile az çalıştığı hipotiroididir. Bu ayrımın yanı sıra ultrasonografik olarak da 2 tipe ayırabiliriz. Buna da nodüllü ve nodülsüz yani diffüz guatr diyoruz. Bu ayrımların yanı sıra tiroid dokusunda 2 farklı durumla daha karşılaşmamız mümkün olmaktadır. Bu durumlar tiroidin kanserleri ve tiroidit olarak adlandırılan tiroid dokusu iltahaplarıdır.
     Guatr, çok sık görülmesine rağmen belirtileri diğer hastalıklara benzediği için çoğu zaman insanların aklına gelmemektedir. Guatrın tedavisinde erken teşhisin büyük önem taşımektadır. Uzmanlar, aniden kilo alıp ya da verenleri uyarıyor. Aşağıdaki sorulardan en az 4 ve üstüne evet diyorsanız guatr hastalığı riski taşıyor olabilirsiniz.
 
* Kalp atımlarınızın çok yüksek veya çok düşük olduğunu saptadınız mı? (60 altı veya 100 üstü)
* Boynunuzda sıkışma ve gerilme hissi var mı?
* Terleme ve saç dökülmesini sıklıkla yaşıyor musunuz?
* Son zamanlarda aniden aşırı kilo aldınız mı ya da verdiniz mi?
* Cildinizde dökülme, kuruma veya mat bir görünüm var mı?
* Ani sinir atakları veya gün içinde uyuklama yaşıyor musunuz?
* Bacaklarınızda şişlik oluyor mu?
* Soğuğa veya sıcağa karşı tahammülsüzlüğünüz son zamanlarda arttı mı?
* Kabızlık, ishal veya karında ağrı atakları yaşıyor musunuz?
* Unutkanlık yaşıyor musunuz? Ya da kendinizi depresyona meyilli hissediyor musunuz?
* Bu nedenle yukarıda testteki bulguların en az 4 tanesi size uyuyor ise mutlaka bu konuda uzman bir doktora başvurulmalısınız.
 
Endoskopi nedir? Ne zaman gereklidir ?
     Kendine ait özel bir ışık kaynağı bulunan, ucundaki kamera aracılığı ile görüntü almayı sağlayan,bükülebilen tüp şeklindeki bir aletle sindirim sisteminin organlarının incelenmesi işlemine endoskopi denmektedir. Bu alete ise endoskop adı verilmektedir.

 
NE ZAMAN GEREKLİDİR?
* Yutma ve çiğneme ile ilgili problemleriniz,
* Devam eden mide ekşime ve yanmaları,
* Uykuda gelen öksürük, horlama nöbetleri ve ses kısıklıkları,
* Yemeklerden sonra veya aç karnına mide sancılarınız ve ağrılarınız
* Karın ağrısı,
* Üst Sindirim sisteminden kanamalar,
* Kusmalar,
* Yanlışlıkla yabancı cisim yutulması,
* Barsak düzeninizde değişiklikler,
* Tuvalette dışkılıma ile kanamalar,
* Daha önce tanı konmuş bir sindirim sistemi hastalığının kontrollerine gereksinim,
* Barsak tembellikleri, kabızlık ya da uzun süredir düzelmeyen ishaller,
* Çekilmiş olan mide ve barsak filmlerinde anormal bulgular varsa; Endoskopi gerekmektedir.

 
 Pilonidal Sinüs ( Kıl Dönmesi )
     Kıl dönmesi hastalığı yani bir diğer adıyla pilodinal sinüs genellikle kuyruk sokumu bölgesinde cildin altında oluşan bir boşluk olarak tanımlanabilir ya da bazen bu bölümde bir boşluk oluşumu yerine kistte görülebilmektedir. Bunlara ek olarak sadece kuyruk sokumu bölgesinde değil aynı zamanda nadir de olsa çok kıllı olan kişilerde göbek boşluğunda da görülebilmektedir. Dediğimiz gibi bu hastalık her kişide tamamen farklı yaşanabilmektedir. Kıl dönmesinin oluştuğu kuyruk sokumu bölgesine kıl yuvası adı da verilmektedir. Bu ismin verilmesinin sebebi ise bu boşlukta genellikle kıl birikiyor olmasıdır. Kalçaların arasında sıkışan kılların cildin kıllarla birlikte reksiyon oluşturması sebebiyle derinin altına inen kıllar kronik infeksiyona sebebiyet verir.
     Kıl dönmesi saçlardan ve sırtta bulunan kılların dökülmesi sonucu, kuyruk sokumunda birikmesi ve bir süre sonra kıllı ve terlı olan bu aralığa takılıp sürtünmeler sonucu ter bezi deliklerinden cilt altı yağ dokusuna girmesiyle oluşur.Ter bezi deliklerinden içeri giren kıllar bir süre sonra deri altında ilerleyerek bakteri oluşturması ve çok daha derine gitmeye devam etmesiyle deri altında iltihaplanmaya yol açar. Kişide iltihaplanmaya yol açan kıl dönmesi deri altında hissettirmeden ilerlediği için kişi bu durumun farkında olmaz.İltihaplanma sonucu kılın girdiği ter bezlerinin olduğu bölgeden cerahatlı yada kanlı akıntılar gelmeye başlar. Deri altında büyüyen iltihaplanma sebebiyle apse oluşumu yapan kıl dönmesi kişide rahatsızlık yaratmaya başlar. Kıl dönmesi sadece bir kılın bu ter bezi deliklerinden içeri girmiş olması sonucu oluşmaz.İki kaba et arası fazla hareket sonucu terleyen bir bölge, ve çok hava almayan bir bölge olmasından dolayı genişleyen ter bezi deliklerinden giriş yapan kıl, arkasından birkaç kılın daha girmesine sebebiyet verebiir. Belli bir süre sonra bu ter deliği kendini iyileştirip kapansa dahi içeri girmiş olan kıllar, kılın yapısı gereği tek yönde ilerlemeye devam eder ve kılların deri altında kalmaya devam ettiği sürece iltihaplanma da giderek ciddi bir hal alır.
     Kılların kuyruk sokumu bölgesinde birikmesinin nedeni iki kaba etin birbirine sürterek ter yaratması ve sıkışık bir alan olmasından dolayı yaşanan sürtünmelerde kılların deliklerden içeri girmesinin çok daha kolay olmasıdır.Hava almayan bir bölge olmasından dolayı da bu boşlukta cildin incelmesi ve çok daha kolay deliniyor olması kıl dönmesi oluşumunu mümkün kılar. Eğer bu bölgelerde yaşanan herhangi bir pis kokulu akıntı varsa mutlaka uzman bir doktorla görüşülmelidir.
 
Safra Kesesi Taşları ve Ameliyatı
     Safra kesesi, ana safra kanalının yanında bir kese. Ortalama 7-10 cm uzunluğunda, 30-50 ml. safra içerecek büyüklükte bir organ. Ancak tıkandığında bunun üzerinde bir büyüklüğe ulaşabiliyor.

Dolayısıyla alınması vücutta bir eksikliğe de yol açmıyor değil mi?
      Evet, ama tabii ki bir hastalık varsa ve bir soruna neden oluyorsa alınmasında bir sakınca yok. Yoksa durup dururken bazı organlar çalışmıyor diye vücuttan alınmaz. Safra kesesi gibi başka organlar da var, appendiks gibi.

Safra kesesi taşları nasıl oluşuyor?
      Safra, karmaşık bir kimyasal yapı. İçinde onlarca madde var. Özellikle kolesterol, lesitin ve safra tuzlarının belli bir oranda olması lazım ki içindeki bu kimyasal karışım sıvı halde bulunsun. Eğer lesitin, kolesterol ve safra tuzlarının arasındaki oranlar değişirse sıvı, katı hale geçiyor. Normal safra yollarından akan safrada böyle bir şey olmuyor çünkü durağan bir yapısı yok. Ama safra kesesinde göllenen safrada bu oran bozulduğu zaman küçük küçük çökeltiler oluşmaya başlıyor. Bunlar zaman içerisinde büyüyor ve taşları oluşturuyor.

      Safra taşlarınıGörülme sıklığı yaşla birlikte artan safra kesesi taşları, çoğunlukla karın ağrısı, bulantı ve kusmayla belirti veriyor.Safra kesesi taşının tek tedavi yöntemi taşın olduğu safra kesesinin ameliyatla çıkarılmasıdır.

Safra taşlarının çeşitleri oluyor mu?
      Evet, safra taşları farklıdır. Hepsi aynı tip değil. Pigment taşları veya kolesterol taşları olabiliyor. Ve bunlar bazen sorun oluşturuyor. Bu taşlar gün geçtikçe büyüyor. Üzerindeki çökeltiler ya da safranın içinde katı hale geçiş artıyor. Küçük halde başlıyor, zaman içerisinde gittikçe büyüyor. Bazen de bir tane büyük değil, birkaç parça halinde oluyor. Hatta küçük küçük yüzlerce taş bile oluşabiliyor.
 Safra kesesi taşı oluşumu yaygın mı?
      Çok yaygın. Yaşla birlikte artıyor. Bütün ölümlere bakıldığında, yüzde 11-36’sında safra kesesi taşına rastlanıyor. Obezite, gebelik, Crohn hastalığı gibi durumlar taş gelişimini artırıyor. Özellikle kırmızı kan kürelerinin dönüşüm hızının yüksek olduğu kan hastalığı olan kişilerde daha sık görülüyor. Kadınlarda, erkeklere oranla üç kat daha fazla rastlanıyor.

 
Neden kadınlarda daha sık görülüyor?
     Muhtemelen hormonlardan kaynaklanıyor ama kesin olarak bilinen bir nedeni yok.

Safra kesesi taşı oluşumunun beslenme alışkanlığı ya da yaşam biçimiyle bir ilgisi var mı?
      Muhtemelen var. Ama bunu önleyecek somut bir beslenme önerimiz yok. Yani şunu yersen ya da yemezsen safra kesesi taşı oluşumunun önüne geçebilirsin diyemiyoruz. Birebir neden sonuç ilişkisi yok ama muhtemelen genetik ve metabolik bir takım ilişkiler var. Mesela bazı insanların kolesterolü yüksektir. Kolesterolün yüksek olmasının nedeni çoğu zaman genetik yapıdan kaynaklanır. Burada da bir takım ilişkiler muhtemelen var. Ama kilolu insanlarda görülme olasılığının daha yüksek olduğunu söyleyebiliyoruz. Aynı şekilde yaşam tarzıyla da safra kesesi taşı oluşumunun bir ilgisi yok. Özet olarak safra kesesi taşı oluşumunu dış etkenlerle engellemenin bir yolu yok. Dolayısıyla önüne geçmek de mümkün değil.

Safra kesesi taşının belirtileri neler?
      Safra kesesinde oluşmuş olan taşların bir kısmı hiç belirti vermez. Belirti verenlerde en önemli işaret ise ağrıdır. Ağrı karnın sağ üst tarafında, genellikle şiddetli bir şekilde birkaç saat sürer. Bazen sırta, sağ omuza vurur. Genellikle ani başlar. Yemeklerle ilişkisi vardır ve sıklıkla yemek sonrası ortaya çıkar. Sıklıkla bulantı ve kusma olur. Bu şikayetler kendi kendine ya da ilaç tedavisiyle geçebilir. Ağrı 24 saati geçerse tıkanmanın kalıcı olduğunu düşünmek gerekir. Yani belirtilerden birisi, safra kesesindeki taşın bir yeri tıkayarak geçip gitmesidir. Geçmeyen ağrı, taşın safra kesesinin giriş kanalını tıkadığı anlamına gelebilir. Taş, safra kesesi kanalını tıkarsa o zaman akut kolesistit hastalığı ortaya çıkar. Bu hastalığın yüzde 95’i safra kesesi taşına bağlıdır. Çok daha düşük oranda tümörlere de bağlı olabilir. Bu hastalar genellikle geçici ağrı atakları geçirmişlerdir. Bu durumda; karnın sağ üst tarafında, orta ya da daha şiddetli kalıcı bir ağrı vardır. Bu ağrı muayenelerde de kendini belli eder. Anlaşılması çok kolaydır. Bazen ağrı dışında hastanın hafif ateşi, iştahsızlığı, bulantısı ve kusması vardır. Hasta hareket ettikçe ağrı artar ve zaman içerisinde şiddetlenir.

Başka belirtileri var mı?
      Safra kesesi taşının bir başka belirtisi sarılıktır. Safra kesesi taşına bağlı olarak görülen sarılık, genellikle taşın safra kesesinden düşüp ana safra yolunu tıkamasına bağlı olarak, karaciğerden çıkan safranın bağırsağa ulaşamaması ve kanda birikmesi nedeniyle olur. Bunu anlamak çok zor değildir. Tanısı kolayca konulur. Genellikle ağrı da eşlik eder bu sarılık türüne. Sarılık, taşın o bölgeyi tıkamasından birkaç gün sonra ortaya çıkar.

      Bir de safra kesesinde taşı olan kişilerin, yemeklerle ilişkili nedeni belirlenemeyen şikayetleri vardır. Bu hastalarda; karında gaz, yemekten sonra rahatsızlık, hafif bulantı, yemek dokunması, karında şişlik gibi çok spesifik olmayan şikayetler de sıkça görülür.

Safra kesesi taşının yol açtığı tıkanma başka hangi hastalıklara yol açar?
      Safra kesesi ve yollarında bulunan taşlar mikropların tutunması ve üremesi için uygun yapılardır. Bu nedenle taşı olan hastaların büyük bir kısmının safrası mikrop barındırmaktadır. Normal safra akışı sürerken bu durum genellikle sorun yaratmaz ancak taş tıkanmaya neden olursa bu mikroplar safra yolları iltihabına neden olabilir. Yani tıkanmakla kalmaz halehazırda olan mikrop yükü ve ayrıca kan yoluyla gelen mikroplar safra yolları iltihabı oluşturur. Bu durumu kolanjit olarak adlandırıyoruz. Kolanjit bazen çok ağır tablolara kadar gider. Kanda mikrop üremesine dahi neden olabilir. Acil bir girişimi ve bazende ameliyatı gerektirebilir.

Belirti vermeyen safra kesesi taşların tanısı nasıl konulur?
      Bu tür taşların varlığı genellikle tesadüfen, ultrasonografi ile ortaya çıkar.

Hiçbir şikayete yol açmayan bu taşların alınması gerekir mi?
      Bu çok önemli bir sorun. Bunu hastayla tartışmak gerekir. Sessiz safra kesesi taşlarının yüksek bir ihtimal ile ciddi sorunlara yol açtığı konusunda bilgi yok. Bu konuda farklı görüşler var. Bunların sorun çıkarma riski birkaç çalışmaya göre yaklaşık yılda yüzde 2. Yani hasta, "Hiçbir şikayetim yok. O yüzden şimdilik orada kalabilirler. Sorun çıkartırsa aldırırım" diyerek ileride oluşabilecek rahatsızlıkların riskini göze alabilir. Bu, bugün için doğru olarak kabul edilebilen tıbbi yaklaşımlardan birisidir. Bir diğer seçenek de taşın, uygunsuz bir zamanda ciddi bir sorun çıkartabileceği varsayılarak daha agresif davranılması ve şikayete neden olmasa dahi ameliyatın gerçekleştirilmesidir. Bugün için ikisi de doğru bir yaklaşım. Ama özellikle genç insanlarda cerrahi tedavinin biraz daha ön plana çıkması gerekir diye düşünüyorum. Burada en önemli nokta, bu bilgi ve risklerin hastayla paylaşılması ve kararın ortak olarak verilmesi yani karar verme süreçlerine hastanında katılımının sağlanması.

Tedavi yöntemleri nelerdir?
      Safra kesesi taşının tek tedavi yöntemi taşın olduğu safra kesesinin ameliyatla çıkarılmasıdır. Geçmişte ilaçla eritilmesi, böbrek taşlarına benzer bir takım aletlerle taşların kırılması gibi yöntemlerle tedavi edilmesi denenmiş. Ama bunların işe yaramadığı anlaşılmış. Çünkü sorun oradaki taşların yok edilmesi değil. Eğer ana mekanizma ortadan kaldırılmazsa taşlar yeniden oluşur. Örneğin, ilaç tedavisiyle taşları eritebilirsiniz –ki bu zahmetli bir yöntemdir- ama birkaç hafta sonra aynı yerde yeniden taş oluşur. Taşları kırdığınız zaman da aynı şey geçerlidir. Hatta kırılan taşlar daha büyük sorunlara yol açtığı için artık hiç uygulanmıyor. Onun için bu taşların ana safra kanallarında değil de, durağan safranın bulunduğu safra kesesinde ortaya çıktığını düşünürsek tedavi, taşların oluştuğu yeri ortadan kaldırmak olmalıdır. Ek bir sorun varsa, örneğin taş, ana safra kanalının alt ucunu tıkadıysa o zaman tabii ki ek başka tedaviler de uygulamak gerekiyor.
 
Taşın çıkarılmayarak uzun süre ihmal edilmesi kansere yol açar mı?

      O tartışma hep vardır. Ama bugün hala elimizde safra kesesi kanserlerinin taştan dolayı oluştuğuna dair bir kanıt yok. Ama şöyle ilginç bir gözlem var; safra kesesi kanseri olan hastaların yüzde 90’ında safra kesesinde taş, birlikte görülebiliyor. Ama bir hastanın safra kesesinde taş olduğu için kansere yakalandığı konusunda kesin bir bilgi yok. Safra kesesi kanseri nadir görülür. Kötü tarafı, çok somut belirti vermez ve bu nedenle atlanma riski oldukça yüksektir. Tedavileri de kolay değildir. Biraz agresif bir kanser türüdür.
 
Gebelik döneminde oluştuğunda da hasta ameliyat edilebilir mi?

      Gebelik döneminde, safra kesesindeki taş tesadüfen saptandıysa bu dönemde herhangi bir müdahalede bulunmamak lazım. Ama bir komplikasyona neden olduysa gebelikten bağımsız, gebelik var iken de tedavi etmek lazım. Bu ameliyat, gebeliğin son döneminde dahi olsa gerçekleştirilebilir.
 
Her safra kesesi taşı ameliyat edilir mi?

      Her safra kesesi taşı ameliyat edilmek zorunda değildir. Sessiz safra kesesi taşları, yani hiç şikayete neden olmayanlar eğer hastanın da tercihi oysa ve riski göze alabiliyorsa ameliyat edilmeyebilir. İzlenebilir ve bir sorun çıktığında ameliyat edilebilir.

Safra kesesi taşı çocuklarda görülebiliyor mu?
      Evet, düşük oranda da olsa küçük çocuklarda dahi görülebilir. Ama bunların altında sıklıkla anatomik bozukluk ya da bir kan hastalığı vardır. Onlar da, yetişkinler gibi ameliyat edilmelidir.

Safra kesesi taşı oluşumunda genetiğin etkisi var mıdır?
      Safra kesesi taşının oluşumunda genetiğin doğrudan bir etkisi yoktur. Ama az önce de söylediğim gibi safra kesesi taşı oluşumunda kan hastalıklarının da etkisi vardır. Kan hastalıklarının pek çoğu da genetiktir. Bu hastalıklar çoğunlukla belirti göstermezler. Hatta bir kısmına çok az tanı konulabiliyor. Dolayısıyla sessiz kan hastalıkları olan ailelerde safra kesesi taşı oluşma olasılığı da artıyor.

Günümüzde ameliyatlar daha çok laparoskopik yöntemlerle mi gerçekleştiriliyor?
      Evet, günümüzde altın standart, laparoskopi olarak kabul ediliyor. Başka türlü bir ameliyat yapılması bugünkü bilgilerimiz içerisinde doğru değildir. Bazen hastalar açık ameliyatın daha güvenli olup olmadığını soruyorlar. Aksine, laparoskopik yöntem çok daha güvenlidir. Tabii bu işin eğitimini almış, deneyimli hekimlerle yapıldığı sürece. Laparoskopi, açık ameliyata göre daha hassas bir yöntemdir. Daha fazla ayrıntı görünür. Ek bir sorun yoksa, açık safra kesesi ameliyatı yapmamak gerekir.

Ameliyatın herhangi bir riski var mı?
      Ameliyat ameliyattır. Her zaman ciddiye almak gerekir. Safra kesesi ameliyatlarının komplikasyonları çok nadir oluşur. Kanama olabilir, ana safra yolları zedelenebilir, safra kaçakları oluşabilir. Bunların çoğu kendi kendini toparlanır ama bazen ikinci bir ameliyat da gerektirebilir. Bu komplikasyonlar laparoskopinin öğrenme aşamasında daha çok görülüyordu ama günümüzde çok nadir oluyor.
 
Hemoroid (basur, makatta meme )
     Hemoroidler anal kanalın (makatın) iç duvarını örten tabakanın (mukozanın)  altında oluşan, etrafındaki bağ dokusuyla birlikte genişlemiş toplar damarlardır. Hemoroid hastalarının çoğunun ailesinde de aynı şikayetler bulunur (kalıtsal yapı).

     Genellikle ilerleyen yaş, sık sık kabız ya da ishal olunması, büyük abdest yaparken ıkınma sonucunda bu bölgedeki toplar damarlarda basınç artışına yol açmakta ve etrafındaki bağ dokusunun gevşemesine sebep olmaktadır. Başka bir deyişle hemoroidal hastalığa yol açmaktadır. Hamile kadınlarda hemoroide sık rastlanır. Bunun nedeni hem hormonal değişiklikler hem de büyüyen rahmin bacaklardan dönen ve akışına baskı yapmasıdır. Alkol, mayalı ve asitli içecekler, turşu ve baharatlardan zengin yiyecekleri sıkça tüketenlerde daha sık görülmektedir.
 
     Uzun süre ayakta duran veya oturanlarda (yönetici hastalığı) hemoroidal hastalık sık görülür.


Hemoroidin Belirtileri Nelerdir?
* Kanama: En sık görülen belirtidir. Büyük abdestle birlikte açık kırmızı renkli kan gelir.
* Ağrı: Özellikle hemoroidlerde ve içinde pıhtı oluşmuş (tromboze hemoroid) basur memelerinde görülür.
* Kaşıntı
* Yanma
* Akıntı ve ıslaklık hissi

Hemoroidin Komplikasyonları Var mıdır?
* Kanamaya bağlı kansızlık (Anemi)
* İltihaplanma ve ateş
* Meme içinde kan pıhtısı oluşması ve buna bağlı şiddetli ağrı, meme geri itilemez hale gelir hemen hekime müracaat uygun olur.

Hemoroid Tanısı: Hemoroidlerin teşhisinde genellikle parmakla muayene yeterlidir. Bazi durumlarda anoskopik ve rektoskopik muayene gerekebilir.

DİKKAT! Perianal bölge hastalıklarının en sık görüleni hemoroiddir ve kansere dönüşmez. Ancak bu bölgede daha seyrek rastlanan:

* Anal kanser,
* Kalın bağırsağın habis (kanser) veya selim tümörleri (polipler),
* Rektal prolapsus (bağırsağın makattan dışarıya doğru fıtıklaşması),
* Perianal abse,
* Ülseratif kolit, gibi hastalıklardan ayırıcı tanı dıkkatle yapılmalıdır.


Gereken her vakada; Kolonoskopi; Kalın bağırsak filmi, Tümör belirteçleri gibi tetkik ve teşhis yöntemleri uygulanmalıdır. Hemoroidin tedavisi (medikal veya girişimsel) kesin teşhisten sonra yapılmalıdır.

Hemoroid Tedavisi Yöntemleri: Tedavide kullanılan yöntemler hemoroidal hastalığın derecesine göre değişmektedir.

Tıbbi Tedavi:
* 1. ve 2. derecedeki hemoroidal hastalığı olanlara uygulanır.
* Sık kabız veya ishal olmaktan kaçınmak
* Günde 1,5-2 litre su içmek ve posalı diyet
* Dışkılama sonrasi ılık oturma banyosu (iltihaplı durumlar hariç)

İlaç tedavisi: Fitil, krem ve tabletler

Skleroterapi (büzüştürücü tedavi): Hemoroid memelerine damarları büzüştürücü bir maddenin iğne ile tatbikidir. Damarların büzüşmesi sonucu meme kaybolur.

* 1.ve 2. derecedeki hemoroidlere uygulanır.
* Anestezi gerekli değildir. Lok